21 Haziran 2016 Salı

21 Haziran 2016, Tâhirü'l Mevlevî Dede Anıldı

Tâhirü’l  Mevlevî Dede, vuslatının 65. yıldönümünde Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı’nın tertip ettiği bir programla, Yenikapı Mevlevîhânesi’nin hemen yanında bulunan Hâmuşan Mezarlığındaki kabri başında duâlar ve niyâzlarla anıldı.
Her yıl, Hakk’a vuslatının sene-i devriyesinde gerçekleşen anma programı, H. Nur Artıran Hanımefendi’nin ve vakıf üyelerinin katılımıyla gerçekleşiyor.
Tâhirü’l Mevlevi “Mürşidim, şeyhim, veliyy-i ni’met-i bî-minnetim/ Kim ulüvv-i rütbetinde kilk-i aczim lâl olur” beyti ile kendisine hitap ettiği, Yenikapı Mevlevîhânesinin haziresinde bulunan şeyhi Mehmed Celâleddin Dede’nin hemen yanındaki Hâmuşan Mezarlığında, vasiyeti gereği ise annesinin âgûşunda medfun.
Büyük üstâd mezar taşına yazılması için şu manzumeyi kaleme almıştır:
“Eli boş gidilmez gidilen yere
Boş gelmedim yâ Rabb ben suç getirdim
Dağlar çekemezken o ağır yükü 
İki kat sırtımla pek güç getirdim.”
Mâhir İz, Tâhirü’l Mevlevî Dede’nin vuslatını, tarihe düştüğü şu not ile pek güzel anlatmıştır: “Mesnevî okutan hassas bir mesnevî şâiriydi. Gönül adamı idi, dünyanın alâyişi ile gönlünü kirletmemişti. Hakk’ın rahmetine kavuştuğunun müjdecisi olarak ‘Yâ Hu’ mübarek lafzı geldi ve semâlara Tâhir’in temiz rûhu uçtu.”
Dünya fâni, bâki Hû.
 

7 Haziran 2016 Salı

4 Haziran 2016, Bahariye Mevlevihânesi, Vesile Muzaffer Kargı'ı Hanımefendiyi Anma Programı

Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi, 4 Haziran 2016 Cumartesi günü, Bahariye Mevlevihanesi’nde Ümmi Sinan Külliyesi Talip Kargı Türk Tasavvuf Musikisi ve Kültürümüzü Yaşatma Derneği tarafından düzenlenen Vesile Muzaffer Kargı Hanımefendi’yi Anma Programı’na iştirak ettiler.
Şefik Can Uluslar arası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı üyelerinin de hizmet ile vazifeli olduğu "Gönül Bahçesi" adı altında gerçekleşen anma programının panel bölümünde bir konuşma yapan Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi; Kur'ân-ı Kerim'den âyetler, hadis-i şerifler ve Hz. Mevlânâ'mızın eserlerinde yer alan çeşitli beyitler ışığında, sanat ve sanatçıya dair çok özel bir sohbet gerçekleştirdiler. Konuşmalarına; Hüseyin Fahri Dede, Nazif Dede, Selman Dede ve Mithat Baharî Hazretleri gibi pek çok Hakk âşığının yetişmesine vesile olan Bahariye Mevlevihânesi’nin önemi ile başlayan Kıymetli H. Nur Artıran Hanımefendi, bu özel mekânın, çağın ihtiyaçlarını da dikkate alarak önemli hizmetler ortaya koymuş olduğunu anlattılar.
Konuşmalarının devamında, Mevlevihânelerin, Türk- İslâm Sanatı’nın ana merkezi olduğunu ve tasavvuf eğitimi ile sanat eğitiminin her zaman iç içe olduğunu dile getiren Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi, ruhumuza hitap eden sanatın, Rabb’ın kuldan tecellisi olduğunu, Hz. Mevlânâ'nın pek çok tasavvuf musikisi eserinin gökyüzünde duyulan zikir seslerinin verdiği ilham ile yazıldığını anlatığını açıkladılar.
“Sanat” kelimesinin; “ustalık”, “bir işi en iyi ve en güzel şekilde yapmak” anlamlarını taşıdığını, kökeninin Cenâb-ı Hakk'ın ismi-i şerifi olan “Sânî” kökünden geldiğini, sanatın, sanatkârdan ayrılamayacağını, gerçek sanatçıyı, onun sanatını ve sanatının arkasında gizlenen hakikati fark edebilmek içinse “yokluk”u, “hiçlik”i yaşamak gerektiğini, ancak o hali yaşayanların sanatın ve sanatçının arkasında gizlenen gerçek “Sânî” nin farkında olan uyanık kişiler olduğunu ifade eden Kıymetli Hocamız; en büyük sanatkârın eşsiz ve örneksiz bir sanatkâr olan ve en güzel sanatı da “insan” ve ondaki “hayr u hikmet” olan Cenâb-ı Hakk olduğunu, O’ndan gayrı herkesin sanat öğrenmek için bir üstada ihtiyaç duyduğunu dile getirdiler.
Konuşmalarının devamında, İlâhî rahmetin, insanın gönlüne nasıl tecelli ettiğini, Mesnevî-i Şerif’teki “Çin halkı ve Rum halkı arasında yapılan resim yarışması” konulu beyitlerle anlatan Muhterem H. Nur Artıran Hanımefnedi, sohbetlerini “sanata ve sanatçıya dair” olan bu değerli beyitlerle sırladılar.
Kıymetli Seher Kargı Hanımefendi ve Muhterem Nail Kesova Dede’nin de yer aldığı panel sonrası, Ümmi Sinan Tekkesi Talip Kargı Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu tarafından gerçekleştirilen tasavvuf musikisi konseri ve ardından âyin-i şerif icrası yer aldı.





 
 
 

27 Mayıs 2016 Cuma

25 Mayıs 2016, TEV, Fîhi Mâ Fîh Konulu Sohbet

Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi, Türk Edebiyatı Vakfı'nın 1978 yılından bu yana fikir, sanat, edebiyat ve bilim gibi birçok alanın öncü isimlerine ev sahipliği yaptığı Çarşamba Sohbetleri’ne, 25 Mayıs 2016 tarihinde, Türk Edebiyatı Vakfı’nın bizatihi davetlisi olarak katıldılar.
Açılış Konuşmasını, Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Sayın Serhat Kabaklı’nın, Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi ; “hayatı, mânevî sorumluluğu ve eserleri” yönleriyle tanıtarak ve kendisine teşekkürlerini ileterek gerçekleştirdiği Fîhi Mâ Fîh konulu sohbete, şehir içinden ve şehir dışından birçok değerli dinleyici teşrif ettiler. Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi da, sohbetlerine başlamadan evvel Sayın Serhat Kabaklı Beyefendi’ye teşekkürlerini ileterek, orada bulunmanın önemini; “Mescit çoktur ama Mescid-i Aksa bir başka; vakıf çoktur ama Türk Edebiyatı Vakfı bir başka!” sözleriyle arz ettiler.
Sohbetlerine, Şefik Can Dede'nin; "Hz. Mevlânâ'yı sağdan soldan değil, bizatihi ondan öğrenin. O, kendi eserlerinin içinde gizlidir.” sözünü paylaşarak ve Hz. Mevlânâ’mızın Fîhi Mâ Fîh adlı eserine gelmeden önce diğer eserlerine temas ederek başlayan Kıymetli H. Nur Artıran Hanımefendi ; Mesnevî-i Şerif’in insanın kendini bilme hâlini şeriat, tarikat ve hakikat boyutuyla anlattığını, -mârifetin bir hâl olup kişiden kişiye göre değiştiğini-; Divân-ı Kebir’in ise insanın bu kendini bilme dolayısıyla Yaradan’ını bilme hâlini aşk boyutuyla ele aldığını, Mecâlis-i Sâba’nın döneminin büyük bir vaizi olup hutbeler veren Hz. Mevlâna’nın câmideki yedi hutbesinden oluştuğunu, Mektubât adlı eserin ise Hz. Pir’in devrin hükümdarlarına, eşrafına, mânevî dostlarına ve aile bireylerine yazdığı yaklaşık yetmiş kadar mektuptan meydana geldiğini ve bu yönüyle onun dünyevi olarak duruşunu, yaşantısını ve zâhir boyutunu ortaya koyması bakımından da önem arz ettiğini dile getirdiler. Hz. Mevlânâ’mızın eserlerinin içerisinden -Hz. Pirimiz’in Hz. Hamza’yı şehit eden Vahşi’nin affedilmesi üzerine bir hutbesi ve Sultan Veled’in eşi Fatıma Hanım’a yani gelinine yazdığı mektup gibi- bazı örnekler de paylaşan Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi , daha sonra Fîhi Mâ Fîh üzerine konuşmalarını gerçekleştirdiler.
Fîhi Mâ Fîh adlı eserin, “Mesnevî-i Şerif’in hülâsası, özü özeti niteliğinde muhteşem bir eser olduğu” ile eser hakkındaki sözlerine başlayan Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi; hikmetin engin bir derya olması ve herkesin onu anlayacak kabı olmaması hasebiyle, her sözün her yerde söylenemeyeceğini, “Söz vardır halk içinde, söz vardır hulk içinde” sözüyle dile getirerek; bu minvalde Fîhi Mâ Fîh adlı eserin de Hz. Mevlânâ’mızın sadece ehline açık çok özel sohbetlerinden oluştuğunu ifade edip; bu sohbetlerin, orada bulunanlar tarafından not alınarak Hz. Mevlânâ’nın Hakk’a yürümesinden kırk dört yıl sonra Sultan Veled tarafından gözden geçirilerek kitaplaştırıldığını sözlerine eklediler.
Konuşmalarının devamında; Fîhi Mâ Fîh’in “İçindekiler içindedir, içinde içindekiler vardır, ondaki O’ndandır, ne varsa O’ndandır” gibi mânâlara geldiğini, lâkin temel mânâsının “Ne varsa Allah’tandır” olduğunu; bunun ise, “eser tümüyle hikmettir, şahsi bir şey yoktur” şeklinde anlaşılabileceğini belirttiler.
Mesnevî-i Şerif’te bulunan yetmiş ana konunun ve birçok hikâyenin bu eserde de yer aldığını dile getiren Kıymetli Hocamız, eserin varlığının henüz 1900’lü yılların başında Hintli bir âlim tarafından tespit edildiğini, başka nüshalara da rastlanınca bu nüshaların alanın en önemli isimlerinden olan Nicholsan’a gönderildiğini, onun da eseri duyunca, İstanbul’daki uzman araştırmacılarla görüştüğünü ve böylelikle başka nüshalara da ulaşıldığını ifade ettiler. İlk kez 1915 yılında Fîhi Mâ Fîh adıyla Tahran’da yayınlanan eserin, diğer önemli tercümelerinin Annemarie Schimmel ve Eva de Vitray Meyerovitch tarafından yapıldığını, bizde ise 1951 yılında Prof. Dr. Meliha Ambarcı tarafından Türkçe’ye tercüme edilerek Maarif Basımevi tarafından basıldığını, daha sonra Abdülbâki Gölpınarlı tarafından 1959 yılında, Dr. Selçuk Eraydın tarafından ise 1994 yılında yayınlandığını sözlerine ekleyerek; eserin, tüm bu tercümelerden çok daha önce Ahmet Avni Konuk tarafından çalışılsa da, basılamadığını üzülerek dile getirdiler.
Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi, eserin bizdeki son tercümesinin Celal Aydın tarafından 2015 yılında yapıldığını, TEV tarafından yayınlanan bu tercümenin mükemmel bir tercüme olduğunu, sade ve anlaşılır bir dilin yanı sıra, hassas ve ince bir gönül üslûbuna sahip bulunduğunu, öyle ki bu tercümenin Mecnun tercümesi olduğunu, Leyla’ya binlerce kişi baksa da ondaki hakikati sadece Mecnun’un görebileceğini belirterek sözlerini sırladılar.
Kıymetli H. Nur Artıran Hanımefendi ’nin konuşmalarının ardından kapanış konuşması için yeniden kürsüye gelen Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Sayın Serhat Kabaklı Beyefendi, Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi ’ye bir kez daha şükranlarını arz ettiler.
 
 
 




23 Mayıs 2016 Pazartesi

25 Mayıs 2016, Çarşamba TEV "Fîhi Mâ Fîh" Konulu Sohbet


Kıymetli gönül dostlarımız,

 Sizleri aşk u muhabbet ile selâmlarız.

 Efendim, Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi 25 Mayıs 2016, Çarşamba günü saat 17:00’de Türk Edebiyat Vakfı’nda “Fîhi Mâ Fîh” konulu bir sohbet yapacaklardır.

 Türk Edebiyat Vakfı’nın uzun yıllardır düzenlemekte olduğu Çarşamba Sohbetleri’nin bir bölümü olarak gerçekleşecek olan sohbette siz gönül dostlarımız ile birlikte olmayı niyâz ederiz.

“A insan, Allah’ın kitabı sensin, sen.

Padişahın güzelliğine bir aynasın sen.

Kâinatta ne varsa senden dışarda değil;

Ne istiyorsan kendinden iste, kendinde ara......

Ne arıyorsan sensin, sen…”

Hz. Mevlânâ


 
 

22 Mayıs 2016 Pazar

18 Mayıs 2016, Mehmed Celâleddin Dede Anıldı


MEHMED CELÂLEDDÎN DEDE VUSLAT YILDÖNÜMÜ

Son yüzyılımızın âli şahsiyetlerinden Mevlevi şeyhi, Mesnevîhân, bestekâr, tamburî Mehmed Celâleddîn Dede, 18 Mayıs 2016 tarihinde vuslatlarının 108. yıldönümünde, Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Muhterem Hayat Nur Artıran Hanımefendi ve vakfın bazı üyelerinin iştirak ettiği mütevazı bir program ile Yenikapı Mevlevihânesi’ndeki kabr-i şerifleri başında salâvat-ı şerifeler, dua ve niyazlar ile anıldı.

Tahir’ül Mevlevi Hazretleri’nin Yenikapı Mevlevihânesi Postnişîni Şeyh Celâleddîn Efendi adlı eserinde “hakikat rehberi”, “peygamber ahlâklı şeyhi” olarak yâd ettiği Mehmed Celâleddîn Dede, 2 Şubat 1849 tarihinde, Yenikapı Mevlevihânesi’nde, Mesnevîhân Osman Selâhaddin Dede ile Hacı Münîre Hanım’ın oğlu olarak dünyaya gelir. Mevlevihâne’nin yakınında bulunan ilkokulu tamamladıktan sonra Davutpaşa Rüştiyesi’ne devam eder. Mezun olduktan sonra gerek Mevlevihâne’de, gerekse Mevlevihâne dışında pek çok kişiden ders alarak kendisini yetiştirir. 11 Şubat 1887 tarihinde, Osman Selâhaddin Dede’nin vuslatı üzerine,  Mevlevihâne’nin şeyhliğine getirilir. 21 Aralık 1887’de Eskişehir Mevlevihânesi postnişini Hasan Hüsnü Dede’den Mesnevî icâzeti alır ve vuslatından bir buçuk yıl öncesine kadar, Mesnevî dersleri vermeye devam eder. Yüksek derecede hâkim olduğu dinî ilimlerin yanı sıra çok iyi derecede Arapça, Farsça ve Fransızca bilen, aynı zamanda kudretli bir mûsiki bilgini, gerçek bir tambur ustası ve seçkin bir bestekâr olan bu âli sultan, 1908 yılındaki vuslatının ardından Yenikapı Mevlevihânesi’ne sırlanır.
Mehmed Celâleddin Dede’yi bir kez daha rahmet, hürmet ve saygı ile yâd ederken; Cenâb-ı Hakk’tan böylesi aşk sultanlarının aşk ile bıraktıkları izleri takip edebilmeyi niyaz ediyoruz.
 

5 Mayıs 2016 Perşembe

3 Mayıs 2016, Yaman Dede Anıldı

"Gönül hûn oldu şevkinden boyandım ya Rasûlallah
 Nasıl bilmem bu nîrana dayandım ya Rasûlallah
 Ezel bezminde bir dinmez figandım ya Rasûlallah
 Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Rasûlallah
 
Yanan kalbe devasın sen,bulunmaz bir şifasın sen
 Muazzam bir sehasın sen,dilersen runumasın sen
 Habibi Kibriyasın sen Muhammed Mustafasın sen
 Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Rasûlallah"
Yaman Dede
Sevgili gönül dostlarımız,

Sizleri Yaman Dede'mizin gönül yangınındaki gül rayihalarıyla selamlarız.

Efendim, son yüzyılımızın âbide şahsiyetlerinden, gönüller sultânı Hz.Mevlânâ’nın aşk çağrısının yankı bulduğu, Hz. Mevlânâ ve Mesnevî âşığı  bir gönül eri  olan merhum Yaman Dede (Mehmet Abdulkadir Keçeoğlu) vuslatının 54. Yıl Dönmünde (3 Mayıs 1962) Karacaahmet Hamûşanı'nda bulunan kabr-i şerifleri başında, Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Muhterem Hayat Nur Artıran Hanımefendi ve Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakıf üyelerinin iştirak ettiği mütevazı bir anma programı ile dua ve niyazlar ile yâd edildi.

Peygamber aşkıyla yanıp tutuşan, aklına o aşk geldiğinde duvar diplerinde o aşkın narıyla gözlerinden alevden damlalar akıtan bir Hak âşığı olan Yaman Dede’nin aziz ruhuna bağışlanmak üzere, kabr-i şeriflerinde Kur’an-ı Kerim tilaveti, salât-ı şerife ve duâlar okundu. Okunan duaların içine ayrıca Mevleviliğe hizmet etmiş diğer manevî büyüklerimizin ism-i şerifleri de cem edildi.
Gönül rehberimiz sevgili Yaman Dede’mizi  bir kez daha rahmet minnet ve şükran duygularıyla yâd ediyor, Cenâb-ı Hakk’tan O’nun  gönlündeki aşk zerrelerinden nasipdâr olabilmeyi niyâz ediyoruz.

Aşağıda bu özel günden birkaç resmi aşk olması niyazı ile sizlerle paylaşıyoruz







 

1 Mayıs 2016, Eşrefoğlu Rumi Hazretleri Anıldı, İznik

Kıymetli gönül dostlarımız,

Sizleri Eşrefoğlu Rumi Hazretleri’nin aşk u muhabbetiyle selâmlarız.

Efendim, 1 Mayıs 2016, Pazar günü Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi ve Şefik Can Uluslararası Mevlânâ Eğitim ve Kültür Vakfı üyeleri ,  “Eşrefoğlu Rumi Hazretlerini Anma ve Anlamak” programına iştirak ettiler.

Eşrefoğlu Rumi Hazretlerinin 547. Vuslat Yıldönümü Vesilesi ile İznik Belediyesi, İznik Kaymakamlığı ve İznik Müftülüğü tarafından düzenlenen programda Muhterem Efendimiz bir konuşma yaptılar.

Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi, konuşmalarında Eşrefoğlu Rumi Hazretleri gibi ulu sultanların yeryüzünün hakikat güneşleri olduklarını ve gökyüzündeki güneşin de Hz.Mevlânâ’nın buyurduğu şekliyle böylesine ulu sultanların huzurunda adeta el pençe divan durduğunu ifade ettiler. Gökyüzündeki güneşin ışığını yeryüzündeki bu ulu sultanların nurundan aldığını belirten Kıymetli H. Nur Artıran Hanımefendi bizlerin de onlardan yansıyan küçücük zerreler olduğunu açıkladılar. Cüzi aklımızın ulu sultanları kavrayabilecek güçte olmadığını anlatan Muhterem Efendimiz yine de cahilce, gafilce de olsa onlara doğru yürümek gerektiğini önemle vurguladılar.

Muhterem H. Nur Artıran Hanımefendi  büyük bir ilgi ile takip edilen konuşmalarını Aşk Sultanlarının tasarruflarının ve himmet-i âliyelerinin, vuslatlarının üzerinden asılar geçmiş olsa bile güçlü bir şekilde devam ettiğini açıklayarak sırladılar.

Eşrefzade Cami’ yakınında yapılan programda Eşrefoğlu Rumi Hazretlerinin 14. Kuşak torunu Muhterem Safiyüddin Erhan Efendi, İznik Belediye Başkanı Sayın Osman Sargın Beyefendi, İznik Kaymakamı Sayın Ali Hamza Pehlivan, Bursa Ak Parti Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç Hanımefendi, İznik İlçe Müftüsü Veli Vehbi Bardakçı Beyefendi, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Prof. Dr. Mustafa Kara da konuşma yaptılar.

Yapılan konuşmalardan sonra program Eşrefzade Camii içerisinde çeşitli tarikatlerden manevî büyüklerin ve dervişanın iştirak ettiği evrâd u ezkâr tilaveti,  zikir, sema ve niyâzlar ile devam etti.
Lahuti demlerin yaşandığı bu manevi bölümden sonra ise katılımcılara İznik Belediyesi tarafından hazırlanan Eşrefoğlu Rumi Hazrteleri’nin hayatını anlatan eserler hediye edildi. Anma Programı, Eşrefoğlu Rumi Hazretlerinin tasavvuf hayatındaki ilk önemli adımını sembolize eden“Köfteli Çorba” ikramı ile sırlandı.

Ekte bu özel ziyaretin resimlerini bilgilerinize arz ediyor, Eşrefoğlu Rumi Hazretleri ve cümle Hak Âşıklarının himmet-i âliyelerine nail olabilmeyi niyâz ediyoruz.


Aşk ile...